KÜRESELLEŞME
NEOLİBERALİZME GEÇMEDEN KÜRESELLEŞMEYE BİR GÖZ ATALIM. Küreselleşme 1970 lerin sonralarından itibaren başlayan 1980 lerde ivme kazanan neo liberal süreç,dünyanın ekonomik,siyasi,teknolojik vekültürel açıdan boyutlarının farklılaşmasına ve yön değiştirmesine dayanır.Bu süreç KÜRESELLEŞME olarak anılır.
Küreselleşme dünya kapitalizmine eklemlenmesinin bir yolu olarak görülmesiyle birlikte,az gelişmiş ülkelerde devlet aygıtlarının sürece uyum sağlamaya dönük olarak dönüştürülmesi ve yeniden yapılandırılması yönündeki çalışmalar hızla artmaya başlamıştır.
Kapitalizmin evrensel bir sistem olma yolunda giderek güçlendiği bu sürecin önemli ayağını 2 kutuplu dünyanın çözüldüğü,soğuk savaşın sona erdiği ve bu çözülmenin kapitalizmin zaferiyle taçlandırıldığı 1990 lı yıllar oluşturmuştur.Böylece Kapitalizmin alternatifsiz bir sistem olarak ilan edilmesiyle küreselleşmenin kaçınılmazlığı fikride tüm dünya ölçeğinde neo liberalizmin en önemli ideolojik söylemi haline gelmiştir. Ulus devletin işlevinin ve bunun faliyet organı olan kamu yönetiminin işlevlerinin yeniden tanımlanması ve düzenlenmesi,küreselleşme sürecindeki devletin küresel piyasanın gerekleri doğrultusunda yeniden örgütlenmesidir.Bu yapı temel olarak neo liberalizmin ekonomi yönetiminin siyasetten arındırılması stratejisine dayanır. Neo liberalizmin somut olarak gelişmiş ülkelerinmevcut büyük sermayelerinin çıkarları ile ilgilidir.
Küreselleşme,kapitalizmin gelişmesinde yeni bir aşamayı ve dünyanın bütünleşmiş tek bir piyasa haline gelmesini ifade eder.Kapitalist sermaye birikiminin yeni bir aşamasıdır.Başka bir deyişle Emperyalizmin yeni sermaye ihracatının yeni biçimidir.Sermaye artık sadece mal ve para şeklinde değil-Marksın belirttiği gibi-kapitalist üretim biçimine özgü toplumsal ilişki şeklinde anlaşılmaktadır.Sömügecilikten ticari emperyalizme,oradan korumacı politikalar görüntüsüne bürünerek,üretim merkezlerini ele geçieme çabaları ve finansal hareketlere dek,kapitalizmin her aşamasında merkezin çevreyi sömürmesidir.
Oysa küreselleşme barışın bütün dünyada egemen olduğu,tüm insanların temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu,yoksulluğun ortadan kaldırıldığı,yalnız para ve malların değil,tüm bireylerin dünyanın tüm bölgelerinde özgürce dolaşabildiği,emperyalizmin yani sömürünün yok edildiği bir düzen olmalıdır.
Ekonominin yeniden düzenlenmesi sadece ulusötesi kurumların(Avrupa Birliği) geliştirilmesiyle ilgili bir sorun değildir.Daha ziyade bu bizim demokratik müzakere ve katılımcı karar alma fırsatlarını yeniden elde etme becerimize bağlıdır.Ulus ötesi ağlar oluşturmuş canlı bir sivil toplum,bu yeniden politikleşme sürecinde güçlü rol oynayabilir.Örnek TÜMTİS(TÜM TAŞIMACILIK İŞÇİLERİ SENDİKASI) TÜMTİS Singapur firmasının işlettiği Mersin limanında 300 taşeron işçisini örgütler.işveren 197 sendika üyesini işten atar.Tümtis liman önünde çadır kurar ve 6 ay boyunca mücadele eder.Tümtis tüm dünyadaki örgütlü liman işçileriyle ilişki kurar.Singapurdaki aynı işverenin işlettiği limandaki sendika Mesin'deki arkadaşları için greve gider.İşveren Toplu iş sözleşmesini imzalar ve atılan işçiler geri alınır.