Aşağıdaki metinlerin tamamı Prof.Onur Bilge Kula'nın "ANADOLU'DA ÇOĞULCULUK VE TOLERANS" adlı kitabından alınmıştır.

Çokluk/çoğulluk,Anadolu kültürünün belirgin özelliklerinden biri olmasına ve bu çoğul birikimden çoğunlukla övgüyle söz edilmesine karşın,bunun günümüzde toplumsal bilince ne ölçüde yansıdığı ve yaşam tarzına dönüşerek günlük yaşamda ne ölçüde geçerlileştiği pek tartışılmamaktadır.  Bir kültürün ve ya ülkenin böyle bir çoğul birikime sahip olması,o tümel kültür ile onu oluşturan "alt-kültürler" ve ya "parça kültürler" arasındaki bazı gerilimlerin veya zorlukların akılcılaştırılması ve çözümü için bulunmaz bir kaynaktır.

Teklerin toplamından veya iç içe geçmesinden oluşan çokluk,çoğulluğun ve bunun bireysel ve toplumsal bilince dönüşmüş şekli olan çoğulculuğun kaynağıdır Teklik ile çokluk arasında dolaysız ve diyalektik bir bağ vardır.Bir birey veya tekil özne,çeşitli dinsel-mezhepsel kümeleri ve sosyal sınıfları içinde barındırmasından ötürü,çoğul bir yapı arz eden toplumda yetişir.Bu toplumsal ortamda hem tekleşir,hem de kendi tekliği veya özgünlüğünü geliştirdiği toplumsal yapının çoğul özelliklerini edinir.
Yetişmekte olan genç,bir yandan bireyleşebilmek için,öznel seçimler yaparak,farklılaşır,tekilleşir veya özgünlüğünü geliştirdiği toplumsal yapının çoğul özelliklerini edinir.(...)İbni Rüşt sekiz yüz yıldan fazla bir süre önce insanın düşünsel gelişmesinin ve yaratımlarının daha önceki birikim üzerinde gerçekleştiğini belirterek,geçmiş ile şimdi,tek ile çok arasındaki ilişkiye işaret etmiştir.

İbni Rüşt "tek bir kişinin kendisini temel alarak,daha baştan her şeyi ortaya koyması zor,hatta olanaksızdır." Bu yüzden,daha önce düşünsel birikime katkıda bulunan bir kişinin "dindaşımız veya başka bir dine inanan bir kişi olduğuna bakmaksızın,düşüncelerinden faydalanmalıyız. İbni Rüşt'ün belirlemesinin de gösterdiği gibi,her düşünce,her tekil birey,tarihsel gelişim sürecinin bir ürünüdür ve bu yönüyle çoğuldur.Ayrıca,bir başkasından öğrenmek için,onun dindaşımız olması da gerekmez.Bu önemli düşünsel açılım,hem tek ile çok arasındaki ilişkiyi,hem de çoğulluk ile tolerans arasındaki bağı ortaya koyar.
Çoğulluk,toplumsal-kültürel bir olgudur;tarihte dinsel ve ulusal toplulukların varlığının anlatımıdır.Bir başka deyişle,sosyal sınıfların ve katmanların ve kültürlerin birlikteliği anlamında "çokluk"durumudur.Çoğulculuk ise çoğulluk durumunun sosyal-kültürel ve siyasi bakımdan tanınmasıdır;yaşambiçimine dönüştürülerek,toplumsal bilincin ayrılmaz bir parçasına dönüşmüş halidir.

Felsefeci Hüseyin Batuhan'ın deyişiyle tolerans;geleneksel ya da resmi bir dini olan bir devletin içinde başka din ve inançların baş göstermesi sonucu ortaya çıkar.Yaşanılan toplumsal ortamda dinsel inançların çeşitlenmesi,tolerans sorununu tetikleyen başlıca etmendir.Hüseyin Batuhan çözümlemesi uyarınca,dinde çokluğun çeşitli kaynakları ve biçimleri vardır.Bunlar,

1-Toplumun kendi geleneksel dini içinde ayrımlaşması veya parçalanması.           
2-Yabancı dinlerin askeri,kültürel,hatta iktisadi temaslar sonunda topluma girmesi.                     
3-Bir toplumun fetih ya da sömürgeleştirme yoluyla yayılarak başka dinden toplumları ve etnik grupları kendi siyasi bütünlüğü içine katması olarak belirtir.             

Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti içerisinde görülen dinsel çokluk,ayrımlaşma ve çoğullaşma,yukarıda sayılan birinci ve üçüncü şıklar kapsamında değerlendirilebilir.Toplumun kendi geleneksel dini kapsamında ayrımlaşması,mezheplerin çoğalmasını;fetih ve sömürgeleştirme yoluyla başka dinleri siyasi bütünlüğüne katma ise dinlerin çoğalmasını anlatır.Bu iki yörünge bağlamında tolerans,hem ayrıksı mezheplere,hem de diğer dinlere Batuhan'ın belirlemesiyle "belli bir ölçüde ve koşulda özgürlük tanıma"anlamına gelir.

Tarihsel gelişme sürecinde çoğulculuk,tolerans,adalet ve bireysel özgürlük kavramları çeşitli toplum kesimleri tarafından benimsenmiş,paylaşılmış ve giderek sınırlarını genişletmiştir.Bu kavramlar,dünyanın çeşitli ülkelerinde içerik bakımından değişik yoğunlukta belirginleştirilerek ve yetkinleştirilerek,evrensel demokrasi düşüncesi yaygınlaşmıştır.Aynı düşünsel katkılar,Anadolu'da da geliştirilmiştir.Dolayısıyla,çoğulcu demokrasinin,toleransın ve sosyal adaletin tarihsel referans kaynakları,Anadolu kültür birikiminde yeterince vardır.
Bireylerin ve toplulukların her türlü hak ve özgürlük istemi,çoğulcu demokrasinin kökeni,taşıyıcısı ve geliştiricisidir.Nitekim karşıt kültür birikimi de öncelikle hoşnutsuzların,dışlanmışların,güçsüzlerin ve baskılanan sosyal kesimlerin yürüttükleri kapsamlı savaşımların bir türevi olarak ortaya çıkar.Bu nedenle çoğulculuk ve tolerans düşüncesini de içeren "karşıt kültür"birikiminden sorunların çözümünde,demokrasi ve özgürlük alanlarının genişletilmesinde yararlanılması,hem tarihselliğin ve demokrasi kültürünün,hem de akılcılığın gereğidir.

Bu yaklaşım çerçevesinde evrensel anlamda demokrasi düşüncesi,yönetim anlayışı ve güncel parti politikaları açısından irdelenmekte ve siyaset kurumuna öneriler yapılmaktadır.Var olan toplumsal düzenin sürmesinde yarar görenlerin ve çağa ayak uyduramayanların her türlü engelleyici uygulamalarına karşın,çoğulcu demokrasi,giderek daha büyük toplum kesimlerince adaletin,özgürlüğün,dayanışmanın ve toplumsal barışın başlıca güvencesi olarak görülmektedir.Bu yönüyle çoğulcu demokrasi ve sosyal demokrasi Willy Brandt'ın deyişiyle "devlette,ekonomide ve toplumda demokrasiyle,hukuk devletiyle,siyasal ve düşünsel özgürlükle,insancıllık ve dayanışma ile ayrılmaz bir biçimde bağlıdır.
Çoğulcu demokrasi,özgürlüksüz,hukuksuzluk ve adaletsizlik,baskı ve zorbalığın her türüne karşı savaşım içerisinde ulaştığı başarı,çevre bilinci ve sivil toplumu geliştirme girişimleri gibi güncel yeni açılımlarla kendisini sürekli yeniden yapılandırabilir.Ayrıca eylem ve kuram açısından kendini sürekli sınama ve ÖZELEŞTİREL değerlendirme çabası içinde olmalıdır.Çoğulculuğu,insancılığı ve tolerans idesini kurumsallaştırarak,bir toplum projesine ve eylem kılavuzuna dönüştürülmesi sürecine katkı yapan birçok filozof vardır.İslam kültüründe İbni Sina,İbni Rüşt,Hacı Bektaş,Mevlana,Yunus Emre,Şeyh Bedrettin ve Niyazi Mısri bu bağlamda sayılabilir.

Anadolu kültür birikiminin içerdiği ve süreklileştirdiği çoğulculuğun ve hoşgörünün izlerinin belirlenmesi,Türkiye'de demokrasi bilincinin ve kültürünün gelişmesi açısından büyük önem taşımaktadır.Bugünden geçmişe bakılarak,çoğulculuk ve hoşgörü düşüncesinin kaynaklandığı kökler değerlendirildiğinde iz sürme anlamında şöyle bir belirleme yapılabilir.Güncel anlamda çoğulcu demokrasi düşüncesinin oluşumuna belirgin biçimde katkı yapmış olan önemli tarihsel-kültürel olayların başında kuşkusuz islam kültür çevresinde "Hicret'in ikinci yüzyılından beri bilinen,fütüvvet birliklerinin bir araya gelmesiyle kurulan"fütüvvet birlikleri gelir. Fütüvvet Arapçada "genç-yiğit"gibi anlamlar taşır. Fütüvvetçiliğin. devamı ya da Anadolu'daki yeni bir biçimi olan ahilik de bu bağlamda değerlendirilebilir.Bu önemli tarihsel olay,islam öncesi Anadolunun kültürel çeşitliliğinin üzerine islami heterodoksinin kurulmasına uygun ortam hazırlamıştır.(Heterodoksi: Alışılmış resmi olanın dışında,değişimci,üretken) Orta Asya'da islam öncesi dönemde de,her toplulukta olduğu gibi, görece bir biçimde Türk topluluklarında da varlığı gözlenen bir düşünsel eğilimdir.Türklerin İslam'ı kabul sürecinde ve sonrasında özellikle köylü ve göçebe Türklerin gelenek göreneklerinin ve yaşam tarzlarının da gerektirmesi üzerine heterodoksi,İslami bir özyapı kazanır; çünkü Burhan Oğuz'un söyleyişiyle "her ülke,İslam'ı 'kendi İslamına' dönüştürmüştür.Bu saptama doğal olarak Türkler için de geçerlidir.Türkler de İslam'ı,kendi islamları yapar,İslamı özgünleştirir.A.Y.Ocak'ın deyişiyle "Anadolu Müslümanlığı"na dönüştürür.Türk topluluklarında İslam'ın heterodoks nitelik kazanmasında Yesevilik,tasavvuf,şiilik vb tarikat ve anlayışlar,uygun ortam hazırlar.Bu görüngünün başlıca nedenlerini çoğu tarihçiler,söz konu tarikat ve anlayışların Türklerin İslam'dan önce değişik yoğunluklarda mensup oldukları veya etkilendikleri Maniheizm,Buduzm ve şamanizim gibi dinlere ya da inançlara uygunluk göstermesiyle açıklar.İslami heterodoksinin oluşumuna düşünsel bakımından ivme kazandıran önemli bir etken de Mazdeizm,Manicilik,Batinilik ve Melametçilik gibi mistik inançlar ya da öğretilerdir.

Tasavvuf ve çeşitli tarikatlar Türkistan ve İran ile sınırlı kalmaz;Anadolu'ya da geçerek,orada var olan anlayışlarla bütünleşip yeni bireşimler oluştururlar.O dönemde Anadolu'daki kültürel ve etnik çeşitliliğin sunduğu verimli ve uygun ortamda gerçekleştirilen söz konusu yeni bireşimler,İslami heterodoksinin düşüncel özünü ve toplumsal çerçevesini oluşturur.

AHİLİK:Çoğuculuk,Dayanışma ve Uygarlaşma Girişimi.İslam dünyasının bir ürünü olan fütüvvet anlayışı ve yapısı üzerine kurulan Ahilik ve Ahi örgütü 13.yüzyılda Anadolu'da Selçuklu toplum yapısında yaratılan toplumsal-mesleksel yönden en önemli kuruluşlardan biridir.İslam Ansiklopedisi'nin ilgili maddesinde verilen bilgilere göre,"Türkler İslamiyet'i kabul etmeleri ve Anadolu'ya yerleşmelerinden itibaren fütüvvet ülküsünü benimseyip,kendilerine has yiğitlik.cömertlik,kahramanlık"özellikleri ile bütünleştirmişlerdir.Bununla birlikte Ahiliğin temel belirleyicisi olan İslami-tasavvufi düşünüş ve yaşayış her devirde ve bölgede geçerliliğini korumuştur.

Ahiler arasında kadınların,bilim adamları ve aydınlar bulunur.Ahilik örgütü rastgele bir esnaf topluluğu değil,belli ilkeleri olan kuruluştur.Ahiler zorbalara ve zorbalığa boyun eğmemeleri,zorbalara katılan,onlarla bir olup,güçsüz insanları ezmeye kalkışanlara karşı ödünsüz savaşım vermeleri,ezilenler ve bir biçimde dışlananlarla dayanışma birikimi ve geleneği açısından olağanüstü bir değerdir.Ahilerin toplum yaşamında ,meslek ve uzmanlık konularında son derece etkin  ve düzenleyici bir işlev görmüşlerdir.Mikail Bayram da Ahilerin egemenlerin "düşünsel,siyasal baskılarına"karşı çıktıklarını ve "zulme uğrayan umarsız halk kesimlerinin yanında yer aldıklarını" belirtir.
Ahiliğin değerleri; Çoğulculuk, dayanışma, yiğitlik, cömertlik, onurluluk ,iyilik ,hikmet ve adalet. Bilgiye ve bilime önem verme .Ahi Evren Ahiliğin şeyhi ve düşünürüdür.

BABAİ HAREKETİ veya Bağdaşım, eşitleşim ve özgürleşim girişimi.  Babailer olayının kültür tarihi bakımından başlıca önemi,çoğulculuk,bağdaşımcılık(benzerlerin birbirini tutma durumu) ve tolerans düşüncesinin gelişimine ortam hazırlayarak,Anadolu'da heterodoksi akımının belirginleşmesine yaptığı kalıcı ve ayrıcı katkıdır.Toplumsal kökeni bakımından geniş bir alt katman hoşnutsuzluğuna dayanan babai hareketi içte baskı,kıyım ve sürgünlerin,dışta ise Moğol istilasının yol açtığı bir takım olumsuzlukların egemen olduğu bir dönemde ortaya çıkar.Sarı Saltuk,Barak Baba ve Rum Abdalları diye anılan Abdal Musa,Geyikli Baba gibi ilk Bektaşiler arasında yer alan ünlü kişiliklerin katkısıyla biçimlenir.Babailerin söz konusu baş eğmez,ödün vermez tutumları o dönemin ağır yaşam koşullarına katlanamayan halk kesimlerini cesaretlendirir.Anadolu Selçuklu devleti "toprak düzeni",söz konusu kötü yaşam koşullarının doğmasına ve yaşanmasına neden olur.Başlıca üretim ve geçim kaynağını oluşturan topraklar ya devlet yönetiminin yada çok az sayıda zenginin denetimindedir.Bilge Umar'ın BÖRKLÜCE" adlı yapıtında Selçuklu tarihçisi ibn bibi ye dayanarak anlattığına göre,Babai önderlerinin çağrısı yaygınlaşmaya başlayınca "Türk ve Kürt kabilelerinin fakiri zengini,inanarak ve isteyerek Babailler yanında yer alırlar.Baba İshak o bölgede "sözü dinlenen "biri durumuna gelir.İsyanın. yayıldığı alan Tokat,Çorum,Sivas,Kayseri,Yozgat,Adıyaman,Maraş ve Malatya"yı kapsar.İsyanın ilginç yönü Müslümanların belirleyici  katılımına karşın,başta sayılan yöreler olmak üzere,Orta Anadolu'nun bazı yerlerinde yaşayan farklı dinlerden insanların birlikte davranmasıdır.(Bağdaşımcılık) Öyle anlaşılıyor ki,söz konusu yörelerde yaşayan Hıristiyan halkın bir bölümü,hem benzer yaşam koşullarından,hem de Baba İlyas'ın dile getirdiği çoğulculuğa ve toleransa dayanan bağdaşımcı görüşlerle kendilerini özdeşleştirmelerinden ötürü bu başkaldırıya katılmışlardır.Baba İlyas'ın belirgin İslam kimliğine karşın,din ayrımını öne çıkarmayan,çoğulcu,hoşgörülü,insancıl ve eşitlikçi görüşleri,Müslüman ve Hristiyan halkı kolayca etkiler.Hatta söz konusu etkiler Anadolu'nun dışına taşar;örneğin Halep ve Şama kadar uzanır.Baba İlyas Selçuklularla savaşta esir edildi ve öldürüldü.